DEĞİNMELER

DEĞİNMELER
Şiir duyguyu, bir düşünceyi, bir olayı(ölüm, ayrılık, kavuşma, başarı, yitikler vb.) dörtlükler veya serbest nazım şek¬linde yazıya, içtenlikle, dökme sanatıdır. Bu bağlamda, yıllar-dır-küçüklüğümden beri-acaba ben de “şiir” yazabilir miyim, diye çok düşünmüşümdür? Usta yazar Yaşar Kemal’den etkile¬nerek “roman” yazma girişimim oldu, ama sonlandıramadım. Belki de ilk gençlik yıllarımın özentisi ya da yazarın etkisinde kalmamla birkaç bölüm karalamadır. Tümü “o kadar.” (İçimden Geldiği Gibi, 2009/Malatya)
İlk kitabımın “önsöz”ünden aldığım bu tümcelerin üzerin¬den iki yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre içinde, elimden geldi¬ğince, boş durmayıp şiir yazmayı sürdürdüm. Beni etkileyen çe¬şitli olaylar karşısında duygularımı “dizelerde” dile getirmeye çalıştım.
Yine O kitabımda; en çok etkilendiğim “şairler ” kuşkusuz çağını aydınlatan; ezilmeyi, sömürülmeyi, zulmü, ihaneti vb di¬le getiren ve onlara karşı korkmadan mücadele eden, gerekti¬ğinde canını bile vermekten kaçınmayan “ozanlar” olacaktı: Pir Sultan Abdal başta olmak üzere, çok değerli ozanlarımız Yunus Emre, Aşık Veysel. Mahzuni Şerif, Aşık Gülabi, Muhlis Akar¬su, Karacaoğlan, Kaygusuz Abdal, Nesimi, Sefil Selimi ve daha niceleri olacaktı. Gönlüm; onlar gibi yazmayı, -onlar gibi olmak haddim değil- toplumda gördüğüm ve beni de etkileyen; haksız¬lıkları, acıyı, zulmü, dengesizliği, adaletsizliği, yalanları, dolan¬dırıcılıkları, sömürüyü vs “şiirlerime” yansıtmaktı.
Kendimi fazlaca anlatmaksızın “şiirlerimle” sizleri baş başa bırakıp olumlu – olumsuz eleştirilerinizin, benim; bundan son raki “yazın” yaşamımda yol göstereceğinden kuşku duymama¬nızı ümit ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Dostça.
Kendimi fazlaca anlatmaksızın “şiirlerimle” sizleri baş başa bırakıp olumlu – olumsuz eleştirilerinizin, benim; bundan son¬raki “yazın” yaşamımda yol göstereceğinden kuşku duymama¬nızı ümit ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Dostça… Mustafa ŞAHİN 30 Nisan 2011

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

CHP MALATYA MİLLETVEKİLİ VELİ AĞBABA KARACA KÖYÜNÜ ZİYARET ETTİ

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Malataya Milletvekili Veli Ağbaba ve beraberindekiler Yazıhan İlçesi, Fethiye Beldesi, Karaca, Bozburun Köylerini ve Arguvan’a Bağlı Eymir, Kızık, Güngören, Kömürlük, Alhanuşağı, Akören ve Gökağaç Köylerini ziyaret etti.
Ağbaba, ziyaretlerde köylülerin sorunlarını dinledi. Talepleri not alarak çözüm için elinden gelen çabayı göstereceğini belirtti.

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ziyaretlerde yaptığı konuşmada özetle; “Malatya’da geçmişte iktidarın söz verdiği ve Başbakanın seçimden önce bizzat söz verdiği büyükşehir olayı maalesef bir başka bahara kaldı. Nüfusumuz 750.000 olmasına rağmen Malatya iktidar tarafından kandırılarak büyükşehir olamadı. Geçtiğimiz günlerde mecliste bunun ile ilgili konuşma yaptım. Malatyalıların hakkını istedim. Malatya her gün kan kaybetmeye devam ediyor. İktidarın yapmış olduğu politikalar Malatyalıları yakından etkiliyor. Şeker fabrikamız peşkeş çekildi. Malatya’nın her yerinde şeker pancarı eken çiftçi var. 4800 tane şeker pancarı çiftçisi perişan edildi. Bir fabrikanın ortalama satış fiyatı 66,5 Milyon dolara geldi. Emlakçılar odasının açıkladığına göre Malatya Şeker Fabrikasının değeri 500 Milyonun üzerinde. Ama şu bilinmelidir ki sizlerin hakkını Malatyalıların hakkını, oy veren veya vermeyen, burada hakkı olan herkesin adına bir Malatya Milletvekili olarak bu mücadeleyi sonuna kadar vereceğimi bilmenizi istiyorum. Ve bu satışa destek verenleri, şeker fabrikasının satılmasına katkı sağlayanlarında Malatya ya ihanet ettiklerini ve Malatya’yı yok ettiklerini belirtmek istiyorum.”dedi.
Danıştay daha önce bu satışı durdurmuştu. Ama şimdi onayladı. Şeker İş Sendikası bir üst mahkemeye başvurdu. Ama muhtemelen onaylanacak. Çünkü yargı iktidarın elinin altında. Her alanda siyasallaşmış ve önümüzdeki dönemde de bu karar onaylanacak gibi gözüküyor.
Ağbaba konuşmasının devamında “Malatya’nın sorunları bunlar. Türkiye’nin de sorunlarını biliyorsunuz. Türkiye de hızla tek parti iktidarına doğru bir parti devletine doğru getiriliyor. Türkiye hiç bir demokratik ülkede yapılmayan bir şey yapıldı bir partinin genel başkanına bir ana muhalefet partisi genel başkanına fezleke düzenlendi. Bu dünyanın hiç bir ülkesinde olabilecek bir şey değil. Muhalefet genel başkanlarının işi eleştirmektir. Ama sen Kemal Kılıçdaroğlu hakkında fezleke düzenliyorsun; Biliniz ki Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve onun Milletvekilleri susmayacak.Sonuna kadar yaptıkları hukuksuzluğu ve her alandaki yolsuzlukları toplumda göstermeye devam edeceğiz”dedi..

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

“SUSUZ TOPRAKLARDA BÖLGENİN EN GÜZEL BUĞDAYINI ÜRETEN YAZIHAN’IN, KARACA’NIN MİLLETVEKİLİYİM”

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba TBMM genel kurulunda bir konuşma yaparak Malatya’nın sorunlarını dile getirdi
“Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; ben, dünya kayısı başkenti Malatya’nın milletvekiliyim. Dokunduğunuzda dışarı fırlayan Türkiye’nin en güzel cevizinin üretildiği Hekimhan’ın milletvekiliyim. Ürettiği kara üzümlerle ülkenin her yanında aranan Arapgir’in, Banazı’nın milletvekiliyim. Bölgenin en güzel elmasını, fasulyesini üreten Doğanşehir’in milletvekiliyim. Kurulan İsrail füze kalkanı ile yok edilmek istenen, meşhur armuduyla ünlü Akçadağ’ın milletvekiliyim. Susuz topraklarda bölgenin en güzel buğdayını üreten Yazıhan’ın, Karaca’nın milletvekiliyim. 1995 yılında temeli atılan barajı yıllardır yapılmayan, her türlü ayrıma tabi tutulan Arguvan’ın milletvekiliyim, dünyaca ünlü yetiştirmiş olduğu kavunların memleketi Arguvan’ın. Eşi benzeri olmayan Türkiye’de isim yapmış meşhur dalbastı kirazlarının üretildiği Yeşilyurt’un milletvekiliyim. Yetiştirdiği narıyla ünlü Doğanyol’un milletvekiliyim. Dikmiş olduğu kayısıları kurumasın diye kanalizasyonu kırarak kayısıları sulayan Battalgazi’nin, Hatunsuyu’nun, Hanımınçiftliği’nin, Dilek’in milletvekiliyim. Ben, Kuluncak’ın, Kale’nin Darende’nin milletvekiliyim. Yani, ürettiği her ürünle Türkiye’de, dünyada marka olmuş bir tarım kentinin milletvekiliyim. Bunları niye söylüyorum?
Değerli arkadaşlar, bu kadar önemli ürünler üreten Malatya için çok önemli bir yeri olan Meteoroloji Bölge Müdürlüğü kanun hükmünde kararnameyle kapatılmak isteniyor, başka bir şehre bağlanmak isteniyor. Bu Malatya için hak mıdır, bu Malatya için reva mıdır? Malatyalılar, nisan ayından başlayarak, ellerinde kumanda, kanal kanal gezip, Meteorolojide, don olacak mı, yağmur yağacak mı diye bakarlar. Lütfen Malatya’nın ekmeğiyle oynamayın, Malatya’nın tarımını yok etmeyin.
Değerli milletvekilleri, ben kaybeden bir kentin milletvekiliyim. Tekeli peşkeş çekilmiş, Sümerbankı yok pahasına satılmış, meşhur hal binası camisisiyle Hollandalılara verilmiş bir kentin milletvekiliyim.
Değerli milletvekilleri, bir peşkeşle, bir talanla daha karşı karşıyayız. Daha önce Danıştayın iptal ettiği, bizim satışına ısrarla karşı çıktığımız Şeker Fabrikası birilerine peşkeş çekilmek isteniyor. Bu haksızlıktır, bu hukuksuzluktur. Aralarında, Malatya, Elbistan, Erzincan’ın da bulunduğu fabrikaların toplam değeri 266 milyon dolar. 266 milyon dolara satıldı. Bu tam anlamıyla bir peşkeştir, tam anlamıyla üretimi yok etmek, bir halkın mallarını birilerine vermektir.
Niye bunları söylüyorum arkadaşlar? Bakın, bu dört fabrikanın değeri 266 milyon dolar, her fabrika 66,5 milyon dolara geliyor. Şimdi, Malatya, bu fabrikanın 2010 yılı emlak değeri, yani sadece emlak değeri, içindeki fabrika hariç 240 milyon lira. Dikkatinizi çekiyorum, sadece emlak değeri.
Yine, bunun içerisinde fabrika yok, fabrikanın tesisi yok, 32 dönümlük bir örnek daha vereyim; meşhur o camisiyle beraber satılıp, camisi de bir gecede yıkılan hal binası, 32 dönümlük hal binası 52,5 milyon liraya satıldı. Malatya Şeker Fabrikası ise 459 dönüm, yani hal binasının tam on beş katı, ama hal binasının… Burada mantık şu: Bir alana üç bedava, yani peşkeş, yani talan!
Değerli arkadaşlar, bu fabrika satılırsa sadece içerisinde çalışan fabrika yok olmayacak, 4.800 ekim yapan pancar çiftçisi, nakliyecisi, besicisi, yani 85 bin Malatyalı aç kalacak, yoksul kalacak. Sizleri bir kez daha bu kararı gözden geçirmeye, sizleri bir kez daha dedelerimizin mallarını, babalarımızın mallarını satarken vicdanlı davranmaya davet ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, ben aldatılan bir kentin milletvekiliyim. 17 Mayıs 2011′de Başbakan geldi, Malatya’nın meydanında dedi ki: “Ey Malatya, sizi büyükşehir yapacağım. Kadınlar, erkekler hazır mısınız? Çocuk yapın, nüfusunuzu artırın, nüfusunuzu 750 bine tamamlayın, sizi büyükşehir yapacağım.”
Arkadaşlar, doğanın kanunu, çocuk dokuz ayda oluyor, yedi ay oldu, Başbakan Malatya’yı kandırdı, büyükşehir sözünü unuttu
Sizleri Malatya’ya sahip çıkmaya, özellikle Malatya’dan seçilen milletvekillerini Malatya’ya sahip çıkmaya davet ediyorum. Malatya’nın mallarını diğerlerini sattığınız gibi peşkeş çekmemenizi diliyor; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.”

günübirlik kategorisine gönderildi | 1 yorum

CHP MALATYA MİLLETVEKİLİ VELİ AĞBABA’NIN BASIN TOPLANTISI…


Veli Ağbaba, Toplumsal Bellek Platformu temsilcileriyle ortak bir basın toplantısı düzenledi. Ağbaba:”Sivas Katliamının aydınlatılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalı; konu, siyasi malzeme edilmeden, oy kaygısına düşülmeden, insanların acılarıyla oynanmadan devlet adına özür dilenmelidir.”
Sivas Davasının son duruşmasında savcının zaman aşımı talebi olduğuna dikkat çeken Ağbaba şunları söyledi:” Yakın tarihimizin en kara günlerinden biri olan katliam davasının son duruşmasında savcı zaman aşımı talep etmiştir. Sivas davası da, gereği gibi yargılamanın yapılamadığı, adaletin yerini bulmadığı davalara ne kadar çok benziyor değil mi? Örneğin; Kemal Türkler’in, Uğur Mumcu’nun katledilmesi, 16 Mart Maraş, Çorum, Malatya… Bunlar ve daha pek çok katliamın muhatapları, mağdurları adalet yüzü görmediler. Hemen hepsi ya zaman aşımına uğradılar, ya da çürümüş adalet düzeninin kazanında kaynayıp gittiler. Daha doğrusu o kazanın içinde kaynatıldılar. Şimdi sıra Sivas katliamı davasına geldi. Bu utanç davasını da o kazanın içine atma niyetindeler.”

2005 yılında yürürlüğe giren yasayla insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımının kaldırılmış olduğunu, ancak bu yasanın Sivas Davasını kapsamadığını belirten Ağbaba,”Bu yasa yeniden düzenlenmeli ve Sivas katliamı zaman aşımından kurtarılmalıdır. Devlet, faillerin yakalanabilmesi için özel hassasiyet göstererek firari sanıkları bulup mahkeme karşısına çıkarmalıdır. Suçlular hak ettikleri cezaya çarptırılmalıdır” diye konuştu.

Sivas Davası sanıklarından Vahit Kaynar’ın, yakalandığı ülkelerden iade alınmamasından Adalet, İçişleri ve Dışişleri Bakanlarının sorumlu olduğunu öne süren Ağbaba: “Adalet Bakanlığı bu süreçte hazırlıkları geciktirmiştir. İçişleri Bakanlığı gereken hassasiyeti göstermemiş, Dışişleri Bakanlığı ise diplomatik ilişkileri yeterli ve gerekli şekilde sürdürememiştir. AKP’li Bakanlar, bu konudaki duyarsızlıkları ile Sivas’ı bir kez daha yakmışlardır. Ne yazık ki Sivas katliamı sanıklarından kaç kişinin ceza aldığı, kaçının cezasının infaz edildiği ve kaç kişinin arandığı bugüne kadar bilinmemektedir. Sadullah Ergin, İdris Naim Şahin ve Ahmet Davudoğlu’na seslenmek istiyorum: Görevinizi yapınız. Katliamın firari sanıklarını, hükümlülerini bulup yargının önüne çıkartınız. Unutmayınız ki; zalimin zulmü varsa, mazlumun ahı vardır ve o ‘ah’ gelip bir gün sizi de bulacaktır” dedi.

Ağbaba konuyla ilgili Meclis’e soru önergesi verdiğini ve katliamın aydınlatılması için Meclis’te bir araştırma komisyonunun kurulması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Toplantıda kendilerini tanıtan Toplumsal Bellek Platformu sözcüsü Abit Dursun ise şunları söyledi:” Meclis’e ilk ziyaretimizi 22 ay önce gerçekleştirdik. Maalesef o gün verilen sözler tutulmamış, bir arpa boyu yol alınmamıştır. Bugüne kadar 15 araştırma önergesi Meclis Başkanlığı’na verilmiş, ancak iktidar tarafından desteklenmemiştir. Bizler önyargısız şekilde tüm parti gruplarıyla görüştük ve görüşmeye devam ediyoruz. Zira insanlık suçunun partisi, siyasi grubu olmaz. Sivas Katliamının, zaman aşımı kalkanından, zulmünden kurtarılmasını istiyoruz. Zaman aşımı yeni cinayetlerin, kıyımların önünü açacaktır. Amacımız ülkeyi bu utançtan ve gelecek nesilleri bu kara lekeden kurtarmaktır. Meclis’te kurulacak bir araştırma komisyonuyla faili meçhullerin araştırılmasını ve kamuoyuna aktarılmasını istiyoruz. Bizim Meclisten başka gidecek yerimiz yok.”

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

“FÜZE KALKANI KONUSUNDA BAŞINDAN BERİ NE KADAR HAKLI OLDUĞUMUZU GÖSTERMİŞTİR”

VELİ AĞBABA FÜZE KALKANI İLE İLGİLİ TBMM’DE BİR BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ

“FÜZE KALKANI BAŞBAKAN’IN KISIKLI’DAKİ VİLLASININ BAHÇESİNE KURULSUN”

AĞBABA “Gizli kapaklı anlaşmalarla Malatya’ya kurulacak füze kalkanının AKP tarafından kime karşı ne için kurulduğu gizlenmeye çalışsa da hedef ülkeler tepkilerini dile getirmeye başladılar. İran, Suriye ve Rusya Malatya sınırları içerisinde konuşlandırılması planlanan füze kalkanıyla ilgili olarak açıklamalarda bulunmuş, kendilerine yönelecek tehdit halinde Malatya’nın ilk hedefler arasında yer alacağını duyurmuşlardır. MEDVEDEV, kendilerine yakın bölgelerde kurulacak füze kalkanlarını hedef alacağını duyururken. İran Hava ve Uzay Komutanı HACIZADE, doğrudan Malatya’yı işaret etmiştir. Suriye’nin ise füzelerinin yönünü Türkiye’ye çevirdiği basında uzunca yer tutmuştur. “ dedi.

Bütün bu gelişmeler, Füze Kalkanı konusunda başından beri ne kadar haklı olduğumuzu göstermiştir. AKP’yi bu kararından vazgeçmesi için defalarca uyardık. Malatya’nın ve Türkiye’nin hedef haline geleceğini söyledik. Açık bir savaş tehlikesi görmezden gelen AKP, yaşanacak bütün olumsuzlukların sorumlusu olacaktır.

AKP’nin ikiyüzlü, işbirlikçi politikalarına da vurgu yapan AĞBABA, “AKP Hükümeti Meclisi bir tiyatro salonu olarak kullanmaktadır. Son 20 yılın en büyük stratejik anlaşması nasıl oluyor da böyle sessiz sedasız geçip gidiyor? 1 Mart tezkeresinin rövanşı mı alınıyor? Bir kez daha AKP’ye çağrı yapıyoruz. Anayasanın 90 ve 92. Maddelerine aykırı olan bu anlaşmayı mutlaka Meclis’e getirin.” dedi.

Başbakanın Irak Savaşı devam ederken ve binlerce masum katledilirken ABD askerlerinin başarısı için duacı olduğunu söyleyen AĞBABA, “Aynı Başbakan daha sonra Irak’ta yaşanan acılara dikkat çekmiş, anaların, yetimlerin acılarından dem vurmaya başlamıştır. Kaddafi İnsanlık Ödülünü alan da başbakandır, Libya’ya yönelik saldırılara zemin hazırlayanlardan biri de başbakandır. Beşar Esad’a kardeşim diyen de, Esad’ı tehdit eden de yine aynı başbakandır. Davos’ta “Van Münit” şovu yapan, oylarını yükseltme uğruna Mavi Marmaray’ı feda eden başbakandır. İsrail’i savunmak için füze kalkanı kurduranda başbakandır. Bunun ikiyüzlülükten başka adı var mıdır? Bu mudur komşularla sıfır sorun anlayışına dayanan dış politika?” dedi.

AKP’nin iç politikadaki ikiyüzlülüklerine de dikkat çeken AĞBABA AKP’ye şöyle seslendi: “Ey AKP yüreğin yetiyorsa, kendine güveniyorsan füze kalkanı projesini referanduma götürelim. İsterseniz % 68 oy aldığınız Malatya özelinde, isterseniz % 50 aldığınız Türkiye genelinde referanduma gidelim. Malatya’daki insanların sağcısı solcusu, tamamı bu projeye karşıdır. Onun için size başka bir öneri sunuyoruz. Bu kalkanı Başbakanın Kısıklı’daki villasının bahçesine kurun.”

AĞBABA, açıklamasını şöyle tamamladı: “Kimsenin ne kılıcı olacağız, ne de kalkanı… Sonuna kadar onurumuz için, hayatımız ve başka masumların hayatı için mücadele edeceğiz.”

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

“BÜTÜN ÖĞRETMENLERİMDEN ÖZÜR DİLEYEREK HİÇBİR ÖĞRETMENİN GÜNÜN KUTLAMAYACAĞIM”

.

CHP Malatya milletvekili Veli Ağbaba 24 Kasım Öğretmenler günü nedeniyle yaptığı açıklamada Öğretmenlerin gününü kutlayamadığını belirterek “Bugün, öğretmenler günü. Bir öğretmenler günü daha resmi düzeydeki ikiyüzlülük günlerimizden biri olacak. Bu açıklamam sizlere ulaştığında büyük olasılıkla sayın bakan bir okulda ya da bir toplantıda öğretmenler günü şovuyla karşımıza çıkacaktır. Hükümet mensuplarından ve resmi yetkililerden başka oyuncular da sahne alacak. Bir öğrencinin saçını okşayarak, bir öğretmenin elini sıkarak bilindik tiyatro bir kez daha sahnelenecektir. Bu görüntüler televizyon kanallarında ve gazete sayfalarında allanıp pullanarak kamuoyuna sunulacak, internet sayfalarında şatafatlı, süslü ama içi boş mesajlar yayınlanacaktır. Böylelikle de yurt genelinde öğretmenler günü kutlanmış olacaktır” dedi.
Bu tiyatroya ortak olmayacağını bu masala kanmayacağını ifade eden Ağbaba, “Beni okutan, üzerimde emeği olan bütün öğretmenlerimden özür dileyerek hiçbir öğretmenin günün kutlamayacağım. Çünkü bu ülkenin öğretmenleri, hak etmedikleri yaşam boyu yoksulluğa mahkûm edilmiş öğretmenlerdir. Bu ülke, siyasi iktidarların oradan oraya sürdüğü, istenilmediğinde mesleği elinden alınan ve baskıya, zulme maruz kalan öğretmenlerin memleketidir. Bu ülkenin öğretmenleri ataması yapılmadığı için Samsun’dan Ankara’ya yürüyen; biber gazı, polis copu yiyen, ücretli öğretmenlik adı altında köle gibi sömürülen öğretmenlerdir. İşte bunun içindir ki yılda bir kez olsa bile siz değerli öğretmenlerimizi aldatmaya çalışmayalım. Değerli öğretmenlerim, sizden isteğim bu yılki öğretmenler günü siz de kutlamayınız. Öğrencilerinizin harçlıklarından artırarak size aldıkları hediyeleri alınız, sınıflarınızda şarkılar türküler söyleyiniz ama başkalarının tiyatrosuna çıkmayınız. O tiyatroların izleyicisi de olmayınız. O tiyatrolar, o şovlar size ve mesleğinize yönelik yapılan hakaretlerdir. Siyasi iktidarın göz boyamasıdır. Aldanmayanız. Ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı 300 bini, ücretli köle olarak çalıştırılan öğretmenlerin sayısı 60 bini bulmuşken ve sizlere verilmiş sözler unutulmuşken benim yüreğim “kutlama” ya el vermiyor. Atamalarının yapılmaması nedeniyle yaşadığı sıkıntılar yüzünden hayatlarının baharında yaşamlarına son veren öğretmenlerimiz olduğu için kutla(ya)mıyorum. Emekliliğinde bile çalışmak zorunda kalan, hak ettikleri değere ve refaha kavuşamayan öğretmenlerimizi düşündüğüm için öğretmenler gününü kutla(ya)mıyorum. Ben, bu 24 Kasımda Van depreminde hayatını kaybeden 75 öğretmenimizi, ataması yapılmadığı için yaşadığı sıkıntılardan dolayı hayatlarına son veren 22 öğretmenimizi ve Hopa’da devlet şiddeti nedeniyle hayatını kaybeden Metin Lokumcu öğretmenimizi anmak istiyorum. Hayatlarını kaybeden bütün öğretmenlerimizi saygıyla anıyor, herkesi bu ülkedeki öğretmenlik ve eğitim gerçeğiyle yüzleşmeye çağırıyorum” ifadelerini kullandı

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

Malatya Eğitim İş İl Temsilcisi Feyzullah Çelik, öğretmenler günü dolayısıyla yayınladığı mesaj şöyle;

“Bugün Kurtuluş Savaşımızın önderi ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, Millet Mektepleri Başöğretmeni olmasının 83. yıldönümü. Bugün dolayısıyla Başöğretmenimiz Atatürk’ü saygıyla anıyor, tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyoruz.

Atatürk, ulusal bütünlüğümüzün kurulmasında ve geliştirilmesinde, Türkiye’nin çağdaşlaşmasında merkezi görevi eğitime ve öğretmenlere vermiştir. O’nun; “Ulusları kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğitimciden yoksun bir ulus, henüz ulus adına alma yeteneğini kazanmamıştır. Ona basbayağı bir topluluk denir, ulus denemez. Bir topluluğun ulus olabilmesi için kesinlikle eğiticilere, öğretmenlere gereksinimi
vardır.” sözleri bunun en güzel örneğidir.

Anadolu’da kazanılan bağımsızlık savaşının sonunda, halkımızın yüzyıllardır içinde bırakıldığı ortaçağ geriliğine ve cehalete karşı, eğitim cephesinde de yeni bir mücadele başlatılmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak eğitim alanında yapılan devrimler, öğretmen yetiştirme konusunda atılan adımlar, Köy Enstitülerinin açılması, öğretmenlerin statülerinin yükseltilmesi ve halkın eğitimi için harcanan çabalar, ulusal, bilimsel, laik ve kamusal eğitim anlayışının ürünüdür.

1950 yılından sonra ABD’li eğitim uzmanlarının ülkemize gelmesi ve devamında köy enstitülerinin kapatılması, öğretmen yetiştirilmesi sürecinin ve eğitim sistemimizin
yozlaştırılmasına, giderek ulusal, halkçı, bilimsel, laik eğitimden uzaklaşılmasına, Cumhuriyet devrimlerinin getirdiği kazanımların aşındırılmasına neden olmuştur. Öğretmen yetiştirme süreci siyasallaştırılarak çökertilmiş, öğretmenliğin saygınlığı da bundan büyük zarar görmüştür.

Bugün,“devlet eğitimden elini çeksin” diyerek, eline geçen her fırsatta eğitimi özelleştirmeye, bilimsel-laik özünden kopartıp dinselleştirmeye ve öğretim birliğini kaldırmaya çalışan bir anlayış iş başındadır. Cumhuriyet ve laiklik ilkeleriyle kavgalı olan bu anlayış, eğitim kamu hizmeti olmaktan çıkartıp, öğretmenlerin ve tüm eğitim çalışanlarının iş güvencesini elinden alarak “ kölelik” düzenini kurmaya çalışmaktadır.

AKP hükümetince, “Eşit işe eşit ücret” adıyla çıkardığı 666 sayılı KHK ile daha çok üst düzey yöneticilere ek ödeme verilirken, öğretmen ve diğer eğitim-bilim çalışanları yok sayılmış; kamu çalışanları arasında açıkça ayrımcılık yapılmıştır.

Öğretmenlerimizin yaşam koşulları, yapılan bu düzenlemelerle, diğer kamu çalışanlarının gerisinde kalmıştır. Eğitim çalışanları olarak; öğretmenlerimizin mesleki onurunun zedelenmesini ve kararnamelerle özlük haklarının yok sayılmasını kabul etmemiz mümkün değildir.

Öğretmenler Günü dolayısıyla, siyasal iktidar sahipleri, hamaset kokan, duygu sömürüsü yapan, sözüm ona öğretmenliği ve eğitimi yücelten pek çok söz söyleyeceklerdir. Bizler, eğitim çalışanları olarak, artık bu boş sözlere karnımızın tok olduğunu söylemek istiyoruz!

Öncelikle eğitim çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarındaki iyileştirmelerin yanı sıra, çocuklarımızın daha iyi eğitim alabilecekleri bir ortamın oluşturulmasını istiyoruz! Ne yazık ki bugün öğretmenlerimizin önemli bir kısmı, yaşadıkları ekonomik koşullara ayak uydurabilmek için ek iş yapmak zorundadır.

Bütçeden Milli Eğitim Bakanlığı’na daha fazla pay, ne eğitimdeki alt yapı sorunu çözecek ne de eğitim çalışanlarının beklentilerini karşılayacak orandadır.

Eğitim-İş olarak; Eğitimin ulusal, bilimsel, laik ve kamusal esaslara dayandırılmasını, her aşamasında parasız olmasını, Öğretmenlerin sosyo-ekonomik statülerini yükseltecek önlemler alınmasını, Eğitim çalışanları arasında ayrımcılık yaratacak uygulamalara son verilmesini, Gerici, ırkçı ve bölücü kadrolaşmanın önlenmesini, eğitim yöneticiliği için nesnel ölçütlerin geçerli kılınmasını, Eğitim kurumlarımızın personel ihtiyacının gerçekçi bir biçimde belirlenerek, yeterli sayıda öğretmen ve yardımcı personel istihdam edilmesini, Ülkemizin koşulları göz önünde bulundurularak, yeni bir öğretmen yetiştirme sistemi geliştirilmesini, Eğitimde etnik kimlik ve mezhep-tarikat gibi kimlikleri öne çıkartacak ithal müfredat programları yerine, ulusal, laik, bilimsel ve halktan yana programlar uygulanmasını,

Eğitim çalışanları ve tüm kamu çalışanlarının örgütlenme haklarının önündeki bütün engellerin kaldırılıp, grev ve toplu sözleşme hakkının tanınmasını İSTİYORUZ!

Bu öğretmenler gününde Başöğretmen Atatürk’ü ve Cumhuriyet’in ışığını taşıyan bütün öğretmenleri saygı ve minnetle anıyor, tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyoruz.”

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya il Kadın Kolları Başkanlığının
Parti binasında düzenlenen “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” sebebiyle Malatya CHP İl Kadın kolları Başkanı Güllü Tuncer basın toplantısında, şunları söyledi
“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü nedeni ile buradayız

25 Kasım 1960’ta Latin Amerika’da bir ada devleti olan Dominik olan Cumhuriyet’inde Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Mirabel kardeşler Patria, Minerva ve maria tecavüz edilip öldürülmüş olarak bulunurlar. Diktatörlüğe karşı mücadelede sembol haline gelen üç kız kardeşin lakabı “kelebekler” olur. Kelebekler kadar kısa yaşamışlardır. Öyle uçup gitmişlerdir, ama dünyaya derin bir mücadele izi bırakmışlardır.
1981’de Kolombiya’da toplanan Latin Amerika Kadın kurultayında 25 Kasım günü, Mirabel kardeşlerin anısına “Kadına yönelik şiddete karşı uluslar arası mücadele günü” ilan edilir. 1999’da Birleşmiş Milletler, 25 Kasım; “uluslar arası kadına karşı şiddete hayır günü” ilan eder.
2000 yılından bu yana ülkemizde de 25 Kasım kadına şiddet sorununun gündeme getirildiği gün olarak önem kazanmıştır.
Dünyada her üç kadından biri fiziksel şiddet maruz kalmıştır. Her 6 dakikada bir kadına tecavüz edilmektedir.
Ne yazık ki yaşadığımız 2011 yılında da kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddetle birlikte, dünyanın en yaygın insan hakları ihlalidir. Ülkemizde de kadına yönelik şiddet yaygın ve günlük gerçeklerimizdendir. Bin bir türlü gerekçe ile öldürülenler, fiziksel şiddete uğrayanlar uzun yıllar gazetelerin “üçüncü sayfa haberi” oldular. Şiddet, kadınları yaşamdan ve toplumsal – siyasal alanlardan uzaklaştırmaktadır. İkinci sınıf olarak yaşamaya zorlamaktadır.
Kadına yönelik şiddetten sadece şiddete uğrayan kadın değil, çocuklar, bütün kurumlar ve toplum zarar görür.
Kadına yönelik aile içi şiddet; namus cinayetleri; sokakta ve iş yerinde aşağılama, yıldırma ve taciz; her türüyle ortadan kaldırılmalıdır. Yaşamın her alanında, eğitimde ve siyasetteki eşitsizlikler giderilmelidir.
Bunlar, yalnızca Belediye sorumluluğuna bırakılarak altından kalkılabilecek türden sorunlar değildir. Tüm bakanlıklar görevlerini yerine getirirken bu mücadeleyi görev alanlarının bir parçası olarak benimsemelidir. Devlet yasamadan yargı ve yürütmeye, tüm organları ile harekete geçirilmelidir. Çünkü kadına karşı şiddet koruma, önleme, kavuşturma, politika geliştirme gibi doğrudan devleti ilgilendiren dört boyutlu çözüm gerektirir.
Ülkemizde, Adalet Bakanlığının resmi istatistiklerine göre, 2000’li yılların başlarında yılda 66 olan kadın cinayeti sayısının bu yıllarlın sonunda bini aşmıştır. Bu hükümet döneminde, son yılda, kadın cinayetlerinde görülen yüzde 1400 lük artış sorgulanmalıdır.
Kadına karşı şiddet, bir zihniyet sorunudur. Kadına şiddetin asıl nedeni mevcut siyasal iktidarın kadına bakış açısında yatmaktadır. Kadını ikinci sınıf vatandaş gören, üç çocuk doğur önerisi ile evine kapatan, toplumsal yaşamın dışına iten anlayış iktidarda kaldıkça kadına şiddet durmayacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi için geliştirilen uluslar arası ve ulusal hukukun samimi sahibi ve takipçisi olacaktır. Bu sorun ortadan kaldırılıncaya kadar da bu tavrını kararlı bir biçimde sürdürecektir.”

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

METEOROJİ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ MALATYA’YA İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, TBMM’nde yaptığı konuşmada, Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nün kapatılmasının kabul edilebilir bir şey olmadığını kaydederek, “Malatya Meteoroloji Bölge Müdürlüğü diğer 23 bölge müdürlüğüyle beraber kapatılarak Sivas’a bağlanmak istenmektedir.
Malatya Bölge Müdürlüğü’nün Sivas’a bağlanması Malatya açısından kabul edilebilecek bir durum değildir.

Malatya sadece Türkiye’nin değil dünyanın da kayısı başkentidir, yine Malatya, ürettiği diğer tarım ürünleriyle önemli bir tarım merkezidir.

Hekimhan’ın cevizi, Yeşilyurt’un kirazı, Doğanşehir’in elması, Arapgir’in üzümü, Doğanyol’un narı, Akçadağ’ın armudu hem Türkiye’de hem de dünyada meşhurdur.

Malatya’nın tarımdaki önemi göze alındığında bu bölge müdürlüğünün kapatılması Malatya tarımına vurulacak en büyük darbedir” dedi.

Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nün kapatılmasının Malatya için bir darbe olduğunu kaydeden Ağbaba, “Kayısının, diğer tarım ürünlerinin dondan her yıl zarar gördüğü düşünüldüğünde Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nün Sivas’a bağlanması Malatya için büyük bir kayıptır.

Her geçen gün küçülen, en önemli bölge müdürlükleri tek tek elinden alınan Malatya, Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nü de kaybederek, bir darbe daha alacaktır.

Bu konuda hükümetin bu kararı tekrar gözden geçirmesini rica ediyorum” şeklinde konuştu.

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

CHP MİLLETVEKİLİ VELİ AĞBABA AHMET KAYA’NIN MEZARININ MALATYA’YA TAŞINMASINI İSTEDİ

CHP MİLLETVEKİLİ VELİ AĞBABA AHMET KAYA’NIN MEZARININ MALATYA’YA TAŞINMASINI İSTEDİ
MALATYA AHMET KAYA’YA KUCAK AÇIYOR
Özgün ve protest müziğin en tanınmış isimlerinden, Malatyalı büyük sanatçı Ahmet Kaya’yı kaybedeli bugün 11 yıl oldu. Memleket hasretiyle, gurbet ellerde hayatını kaybeden Ahmet Kaya sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda bu ülkenin yetiştirdiği eşsiz değerlerden biriydi.

Ahmet Kaya “Kürtçe klip yapacağım.” dediği için kinli kalpler ve kan damlayan kalemlerce adeta toplumsal bir linçe uğratıldı. Kaya sadece Kürtçe yasağının kaldırılması için değil ülkedeki tüm haksızlıklara, hukuksuzluklara ve insan hakları ihlallerine karşı mücadele eden devrimci bir kişiydi.

Ahmet Kaya’ya çatal fırlatanlar, onu suçlayanlar, gazete köşelerinde eleştirenler şimdi Hükümete yakın durup Kürtçe parçalar söyleyip, ana dilde eğitimi savunan yazılar yazıyorlar. Yıllar sonra devletin kendisi 24 saat Kürtçe yayın yapan kanalı hizmete açtı. Bunlar onun haklılığını ve mücadelesini Türkiye’ye anlatan güzel örnekler. Ancak buna rağmen sanat ve düşünce alanındaki kısıtlama, yasaklama ve yer yer ayrımcılık ve nefret söylemleri ciddi sorunlar olarak karşımıza çıkmaya devam ediyor. Yıllar önce Ahmet Kaya’nın yaşadıklarından ders çıkarılmamış olmalı ki, kısa bir süre önce Kürtçe parçalar seslendiren Aynur Doğan kin ve nefret yüklü bir saldırıya maruz kaldı.

Kaya bir konuşmasında “şarkı söyleyenlerin ve şiir okuyan insanların tutuklanmadığı, tutuklanmayacağı cumhuriyetlerde görüşmek üzere diyorum” demişti. Hala -öğrenciler slogan attı diye, profesörler seminer verdi diye, belediye başkanları cenazeye katıldı diye- tutuklanıyor. Bu olaylar gösteriyor ki görünüşte bazı değişiklikler olsa bile yasakçılık, ayrımcılık ve nefret halen ülkemizdeki ciddi sorunlardandır. Bu sorunların varlığının bilincinde olduğumuz gibi çözümü için mücadele edilmesinin gerekliliğinin de bilincinde ve çabası içindeyiz.

Aşık Mahzuni Şerif, Ahmet Kaya’ya: “Ahmet geri gel!..” diye sesleniyor!

Ağladıkça bahar oldu dağların
Toprağına küsme Ahmet geri gel
Gurbet eller burdan güzel değildir
Yaban elden esme Ahmet geri gel

Mahzuni barışın yoluna kurban
Ahmet mızrabına teline kurban
Hangi dil bilirsen diline kurban
Sen yeter ki susma Ahmet geri gel

Dilerim ozanlarımıza, yazarlarımıza, aydınlarımıza bir daha geri gel diye seslenmek zorunda kalmayız!
Nazım Hikmetler, Yılmaz Güneyler, Ahmet Kayalar vatandan öteye yığılmaz!…
Biz de Âşık Mahzuni Şerif gibi Ahmet Kaya’ya geri gel diyoruz.
Ahmet Kaya’nın kendi memleketinde yatması için, mezarının Malatya’da bir beldeye getirilmesi için yetkililere çağrıda bulunuyoruz.
Malatya Ahmet Kaya’ya kucak açıyor.
Ahmet Kaya’nın anısı önünde saygı ve sevgiyle eğiliyorum.

günübirlik kategorisine gönderildi | Yorum bırakın